Ebru Sanatı

Ebru sanatı kâğıt süsleme sanatlarının en önemlilerinden biridir. Bulutumsu, buluta benzeyen anlamına gelen ebru, Farsça “ebrî” kelimesinden gelmektedir.[1] Ebru yoğunlaştırılmış suyun üzerine, suda erimeyen sığır ödü eklenerek ayarlanmış boyaların, at kılı ve gül dalından oluşan fırçalar yardımıyla suyun yüzeyine serpilerek yüzeyde oluşan motiflerin kâğıda alınarak oluşturduğu, bir kâğıt süsleme sanatıdır.[2]

Kıvamı arttırılmış sıvının üzerinde dikkatlice boyalar yardımıyla renkli bir desen oluşturur, akabinde kâğıt oluşturulmuş bu desenin üzerine bırakılır kaldırıldığı zaman ustalıkla rastlantının ve gizemin birlikteliğinden doğan parlak bir desen meydana gelir.[3]

Ebru kendine has disiplinleri içinde barındıran bir sanattır. Ebru yapmak kimya ve fizik bilimleri teknikleriyle ifade edilebilen ayrıca fiziksel bazı değişkenlerin etkisindedir. Şöyle ki, ebru yapılacak odanın ısısı ve nemi önem arz etmektedir. Sıcaklık 18-20 derece % 60 bağıl nemin altında olmalıdır. Bütün mevsimlerde bu sanat yapılabilir fakat en iyi sonucu alabilmek gerekli koşulların oluşturulması gerekmektedir.[4] Ebru yaparken her ayrıntı ayrı önem taşımaktadır. Çok nazlı olan bu sanat özel bir dikkat istemektedir, aksi takdirde telafisi mümkün olmayan sonuçlar alınabilmektedir.

Ebru su yüzü resmidir. Bu sanatı icra eden kişinin yani ebruzenin gönlünden geçenlerin, o anki ruh halinin kâğıda aks etmesidir. Burada esas amaç kâğıt boyamak değil, ilahi güzelliğe ulaşabilmektir. Ebru yapımında teknede yoğunlaştırılmış suyun üzerinde oluşan desenler tabiatta önceden var olan tayflardır.[5]

Günümüzde soyut sanat olarak kabul edilen ebru sanatı, tekstil motifi, duvar kâğıdı deseni, tablo ve farklı amaçlar için kullanılmaktadır.[6]

Ebru yoğunlaştırılmış suyun üzerine doğal boyalarla çizilen farklı renklerle bütünleşerek, renkli harelerle elde edilen mermer damarlı, soyut ve dalgalı desenlerin kâğıda aktarılmasıdır.[7]

Sanat Kavram ve Terimleri Sözlüğünde ise, ebru, tuz ve başka maddelerle yoğunlaştırılarak su yüzeyine serpiştirilen özel boyalarla bir tabaka oluşturup kâğıdı boyalı yüzeyin üzerine yatırarak hareli bezeme elde etmek olarak tanımlanmaktadır.[8] Ayrıca sözlükte bu sanatın hem Avrupa hem de Türkiye’de uygulandığı belirtilmektedir.

Ayrıca ebru sanatı bugün insanlar üzerinde bıraktığı olumlu etkisi sebebiyle adından söz ettirmektedir. Renklerin büyülü dünyası kişileri ruhsal ve psikolojik açıdan rahatlatmaktadır.

Ebru Sanatının Tarihçesi

Şemsettin Sami, Kâmus-u Türkî adlı sözlüğünde ebrunun kaş manasına geldiğini kelime olarak aslının farsça ebri olduğunu, bulut manasına geldiğini ayrıca Çağatayca’da ebre kelimesinin damarlı, elbise yüzü, dalgalı kumaş, cüz defter kabı yapımında kullanılan kâğıt anlamına geldiğini yazmıştır.[9]

Mahmut Bedrettin Yazır, Medeniyet Âleminde Yazı ve İslam Âleminde Kalem Güzeli adlı eserinde ab-ru kelimesinin farsça tamlamanın yüzsuyu anlamına geldiğini fakat sıfat tamlaması karşılığının ise su yüzü anlamını taşıdığını belirmektedir.[10] Bu değerlendirme göz önüne alındığında ebru sanatında su yüzeyinde yapılan bir sanat olması sebebiyle bir ilişki kurulabileceğine dikkat çekmek istemektedir.

Kâğıt süsleme sanatlarının en önemlilerinden olan ebruculuğun hangi tarihte başladığına dair kesin bir bilgi ve belge bulunmamaktadır. Ancak çok eski tarihli kitap ciltlerinde yan kâğıdı (kapak ile kâğıdı birbirine bağlayan kâğıt) olarak ebrunun kullanıldığı görülmektedir. Yine eski bir murakka’ın (albüm) içindeki yazı kıtalarının etrafında pervazlara yapıştırılmış ebrû kâğıtlarına da rastlanmaktadır. Bütün bunların bilinmesine rağmen bu bilgiler ebrunun tarihçesine dair bir belge niteliği taşımamaktadır. Çünkü bu eski yazma eserler zamanla tamir görüp yenilenmişlerdir. Bu ebrû kâğıtlarının da bu esnada değiştirilmiş olma ihtimali bulunmaktadır.[11]

Beşir Ayvazoğlu bu konuya dair düşüncelerini şöyle ifade etmiştir;

“Öyle anlaşılıyor ki, eskiler, isminin menşeide tartışmalı olan ebruyu üzerinde ciddiyetle durulacak bir sanat dalı olarak görmemiş, kitap kapaklarında ve murakkalarda kullandıkları “hafif ebru” denilen tarzda üretildiğinde üzerine yazıda yazılabilen değerli bir kâğıt cinsi olarak benimsemişler. Açıkçası ebrunun Özbekler tekkesi şeyhi İbrahim Edhem efendiye gelinceye kadar bağımsızlığını kazanamadığı gibi pek yaygınlaşamadığı da söylenebilir. Üstelik Ethem efendinin babası Şeyh Sadık Efendi ebruyu İstanbul’da değil, Buhara’da öğrenmiştir. Denilebilir ki, Türkistan menşeli bir teknik ve sanat olan ebru, Anadolu’da XIV. veya XV. yüzyılda başlayan macerasının bir benzerini XIX. Yüzyıl sonlarında yeniden, fakat farklı bir yol takip ederek yeniden yaşar”.[12]

Uğur Derman ebru sanatıyla ilgili bir yazısında, ebrunun tarihine dair şunları aktarmaktadır. Öncelikle çıkış yeri belli olmayan bu sanata dair kesin bir yargıya varmanın mümkün olmadığını belirtmektedir. Fakat VIII. Asırdan itibaren Çin’de Liuşa-şien Japonya’da ise XII. asırdan beri suminagaşi ve beninagaşi olarak isimlendirilen su ile yapılan bu çalışmaların varlığı sonrasında, Çağatay Türkçesinden ebre adını alarak Türkistan’da ortaya çıkmış olmasının bize belki ebru sanatının tarihi süreci hakkında kesin olmasa da bir fikir verebileceğini belirtmektedir. Sonrasında ipek yolu vasıtasıyla İran’a ebri olarak geçtiğini fakat zaman içinde ebru adına dönüştüğünü bunun sebebini ise ebri kelimesinin telaffuzundaki zorluktan kaynaklandığını belirtmektedir.[13]

Hikmet Barutçugil Suyun Rüyası Ebru adlı kitabında, 8. Yüzyılda Semerkant’ta birçok kişinin kâğıt ürettiğinden bahsetmektedir. Türklerin ise kâğıt yapımının yanı sıra kâğıt süsleme ve renkli kâğıt yapma konusunda kendilerini iyice geliştirdiklerini hatta kullanım yerine ve kişilere özel gümüş ve altın varaklı farklı çiçek motiflerininde üzerine işlendiği kâğıtlar imal ettiklerini açıklamaktadır. Bu durumla bağlantılı olarak Ebru sanatının da büyük olasılıkla o senelerde gelişmiş olabileceğini belirmektedir.[14]

Muin Nursen Eriş Mustafa Esat Düzgünman ve Ebru adlı kitabında ebru sanatının Batı’da 17. Yüzyıldan itibaren dikkat çekmeye ve beğenilmeye başladığını ve bu sanat ve yapılışı hakkında bilgilenerek uygulamaya başladıklarını belirtmektedir. Fakat Türk ebrularını ile batılıların yaptığı ebrular kıyaslandığında Türklerin ebrularının daha çok tutulduğunu ve koleksiyonerler tarafından tercih edildiğini belirtmektedir. Çünkü batı ülkelerinde genellikle taraklı ve battal ebru türünün yapıldığını ve diğer çeşitleri yapmayı bilmedikleri ayrıca kullanılan boyaların, üslubun da bunda etkili olduğundan bahsetmiştir. Bu sebeple bu sanat batılılarsa Türk kâğıdı, Türk mermer kâğıdı ya da mermer kâğıdı olarak adlandırıldığını bu adlandırmanın sebebini de ebru kâğıdının üzerinde oluşan damarlı görünüm olduğunu belirtmektedir.[15]

Ebrû sanatının ortaya çıkışına dair farklı rivayetler bulunmaktadır. Fuat Başar ve Yavuz Tiryaki Türk Ebru Sanatı adlı eserlerinde, ebrunun tarihçesini anlatırlarken İran kaynaklarının, bu sanatın Hindistan’da doğduğunu ve İran üzerinden Osmanlılara kadar geldiğini ileri sürdüklerini belirtmektedirler. Kimileri ise ebru sanatının Türkistan’da icra edildiğini ve göçler vasıtasıyla Osmanlılara kadar indiğini, bazı araştırmacıların ise, bu sanatı Uygur Türklerine kadar götürmek istediklerini ifade etmektedirler.[16]

Bundpapier adlı eserde ebru sanatının Doğu Türkistan’da ortaya çıktığı, ipek yolu aracılığıyla Türkistan ve İran’a oradan Türkiye’ye geldiği belirtilmektedir.[17] Geliş tarihinin tam olarak bilinmediğine değinilmektedir.

Günümüzde bazı şahısların özel koleksiyonlarında, kütüphanelerde, müzelerde bulunan eski tarihli ebrular ve eski ebrucuların verdikleri bilgiler bizlere bu sanat hakkında az da olsa ışık tutmaktadır.

Francis Bacon ise Sylva Sylvarum adlı kitabında ebru sanatından “Türklerin kâğıtlarını desenleme konusunda bizim kullanmadığımız bir sanatları var. Değişik renkte yağlı boyaları alıyor, bunları damarlar halinde suyun üzerine döküyor, sonra su yavaşça hareketlendiriliyor, belirli kalınlıktaki kâğıdı bu su ile ıslatıyorlar kâğıt boyanıyor mermer gibi damarlarla desenleniyor” ifadeleriyle ebru sanatından bahsetmektedir.[18]

Hikmet Barutçugil Colors Dansıng On Water adlı eserinde, Türkiye’ye 16. yüzyıl sonlarında ticaret amacıyla gelen tüccarlar, seyyahlar ve diplomatların ebru sanatını Avrupa’ya taşıdıklarını ve adına Türk Kâğıdı dediklerini belirtmektedir.[19] Bugün dünyanın birçok yerinde ebru sanatı yapılmakta olup, ortaya farklı eserler çıkmaktadır.

Fransızlar ebruyu “Papier Marbre”, Almanlar “Bunt Papier” veya “Marmorier Papier” olarak adlandırmakta, genellikle batıda ise Türkısh Paper yani Türk Kâğıdı olarak bilinmektedir.[20]

Ebru sanatının tarihçesi hakkında ileri sürülen bütün bu iddia ve görüşlere rağmen ebru sanatının ilk örnekleri olan bazı çalışmalardan burada örnekler vererek ebru sanatının tarihçesi konusunu sonlandırmak istiyoruz.

Ebru sanatının çeşitlerinden olan ve “hafif ebru” olarak bilinen, açık renklerle boyanarak elde edilen ebru türleri, özellikle üzerine yazı yazılması açısından önem arz etmektedir. Çünkü bu sayede üzerinde yazılı olan tarihin tespiti kolaylaşmaktadır. Üzerinde tarihi bulunan en eski ebru kâğıdı, Malik-i Deylemî tarafından Gürcistan’da yazılmış bulunan ve 962 H. (1554) tarihine ait olduğu Ta’lik kıt’ada arapça tarihten anlaşılan bu eser Uğur Derman’ın koleksiyonunda yer almaktadır.

Anlaşılan o ki bu konuya dair ciddi araştırmaların yapılması gerekmektedir. Bugün ebru sanatına dair elimizde bulunan en eski eser Tertib-i Risale-i Ebrî’dir. 1017 H. (1608) tarihinde yazılmış olan bu risalede ebru sanatına dair bilgilerin yanı sıra kâğıt boyama ve cilalama yöntemlerinden de söz edildiği kıymetli bir eserdir.[21]

Tertib-i Risalenin ilk sayfasında ebruda kullanılan malzemelerden bahsedilmektedir. Uğur Derman’ın Türk Sanatında Ebru isimli eserinde dört sayfanın açıklamasını vermiştir. Bizde birinci sayfanın bir bölümünü aktarıyoruz;

Tertib-i Risal-i Ebrî

“Kitre beyaz ve topraksız ola, Çivid Lâhûri ola. Lök iki nevi’dir. Birisi tuğla pâresi (parçası) gibi olur. Eyüsü (iyisi) hafif ve rengi latifdir ve bir nev’i “karanfili” tâbir olunur, rengi koyurakdır (koyucadır). İsfidâc-i Frengi (Frenk Üstübeci) sengin (taş gibi) ve tatlu (tatlı) olup, dil ile ıslandıkda yine beyaz ola, rengi tagyir olmaya (değişmemeli). Sülügen Frengi olup rengi latif ve sengin ola. Zırnıh üç nevi’dir: biri Zehebi’dir ki, yeşili olmayıp, sarı, saf ve altın gibi şeffaf ola. Ve bir nev’i zırnıh-ı ahmer (kırmızı zıtrnık) dir ki, “Çetâri” tâbir olunur, topraklısı olmaya. Ve bir nev’i siyahdır ve lâzım değildir. Öd sığırın olup, fasl-ı şitâ’da (kış mevsiminde) olsa latif olur. Ve haftada bir tecdide (yenilenmeye) muhtaçdır. Tütün yaprağın suyu ve Hazara’nın suyu dahi olsa olur. Ve Fındık-ı Hindi (Hind Fındığı) cümleden âlâdır deyü (hepsinden iyidir diye) yazmışlar. Lâkin ne güne (ne türlü) şey olduğu mâlüm değildir, bu diyarlarda yoktur. Bu dâd eyüsünü (bu kadar iyisini) is’timal eden bilür (kullanan bilir). Acem Nefti iktizası (gereği) yokdur. Ve zamk ve tutkal kezâlik (bunlar da gereksizdir). Gülbahar meşhur bir topraktır, âlâsı saf ve pâk olandır.”[22]

Uğur Derman ebru yapımında geçmişte kullanılan boyaların içeriği konusunda Bûrhan-ı Kaatı Tercümesi ve Hüseyin Kazım Bey Büyük Türk Lûgatini kaynak olarak kullandığını belirtmiştir.

Geçmişte kâğıt boyama sanatı olarak bilinen ebrunun, büyük bir gelişim gösterdiğini bugün yapılan çalışmalardan görmek mümkündür. Karton, kâğıt, kumaş, seramik, ahşap, cam, keçe, mum, tuval ve daha birçok yerde gördüğümüz ebru sanatının gelişimini hızla sürdürmeye devam edeceği anlaşılmaktadır.


[1] M. Sadrettin Özçimi, Levni’den Ebru’ya, Konya, T.C. Konya Valiliği İl Kültür ve Turizm Valiliği, 2009, s. 23.

[2] Ömer Faruk Dere, Devlet-i Aliyyeden Günümüze Ebru Sanatı, İstanbul, İnkılap Yay., 2011, s.15.

[3] Henry Glassıe, Günümüzde Geleneksel Türk Sanatı, (Çev. Yasemin A. Süha Oğuzertem), İstanbul, 1993, s. 40.

[4] Alparslan Babaoğlu, Ebru İstanbul, İstanbul, İ.B.B.,BüyükşehirKültürel Yay., 2007, s. XV.

[5] Abdullah Kılıç, Sudan Sanata, İstanbul, İski Kültür Yay., 2008, s. 147.

[6] M. Zeki Kuşoğlu, Gelenekten Geleceğe Köprü İnsanlar, L&M Yay., İstanbul, 2006, s. 203.

[7] Feride Dayanç, Ebru Sanatına Özgün Yaklaşım Feride Dayanç, İstanbul, Lale Yay., 2015, s. 4.

[8] Metin Sözen-Uğur Tanyeli, Sanat Kavram ve Terimleri Sözlüğü, İstanbul, Remzi Kitabevi, 2012, s. 94.

[9] Şemsettin Sami, Kâmus-u Türkî, İstanbul, Çağrı Yay.,1996, s. 65.

[10] M. Bedrettin Yazır, Medeniyet Âleminde Yazı ve İslam Âleminde Kalem Güzeli (I-II. Kitap), Ankara, 1981, s. 162.

[11] M. Uğur Derman, Türk Sanatında Ebrû, İstanbul, AkbankYay., 1977, s. 6-7.

[12] Beşir Ayvazoğlu“Ebru’nun İkinci Hayatı”, Türk Ebrusu’nda Düzgünman Ekolüçev. M. Sadrettin Özçimi,İstanbul, 2010, s. 10.

[13]M. Uğur Derman, “Osmanlıların Renk Cümbüşü Ebruculuk”, Osmanlı 11 Kültür Sanat Ansiklopedisi, Ankara, Yeni Türkiye Yayınları, 1999, s. 189.

[14] Hikmet Barutçugil, Suyun Rüyası Ebru, İstanbul, Ebristan Yay., 2001, s. 29. 

[15] Eriş, a.g.e., s. 4.

[16] Fuat Başar, Yavuz Tiryaki, Türk Ebru Sanatı, İstanbul, Gözen Yay., 2006, s. 1.

[17] Albert Haemmerle, Olga Hirsch, Bundpapier, München, 1977, s. 41.

[18] Francis Bacon, Sylva Sylvarum, London, 1627, s. 156.

[19] Hikmet Barutçugil, Colors Dansıng On Water, İstanbul, İski Publicatıon, 2000, s. 99.

[20] Turan M. Türkmenoğlu, Sudaki Nakış Ebru Marbling Paper, İstanbul, Milenyum Yay.,1999,s. 3.

[21] Derman, Türk Sanatında Ebru, İstanbul, Ak Yay., 1977, s. 27.

[22] Derman, a.g.e., s. 27.

Ebru Sanatı

Meral Aydın